“Ben artık  ülkemdeyim. Kalbim de, kafam da buradaydı.”


Hocaların Hocası, Beynin Piri Reis’i, Yüzyılın Beyin Cerrahı ya da dehası… Bu sıfatlar uzayıp gider. Hiçbiri  de tam olarak  Prof. Dr. Gazi Yaşargil’i anlatmaya yetmez. Hoca, Ocak 2013’ten bu yana Türkiye’de… Bu bilgiyi de tesadüfen öğrendim. Yıllardır en büyük hayalim, onunla röportaj yapmaktı. Burada olduğunu öğrenince, ulaşmak için bir hayli emek harcadım. Bunu gerçekleştirdiğim için çok mutluyum. Gazi Hoca, yıllardır ameliyatlara birlikte girdiği Hemşire Eşi Diana ile Yeditepe Üniversitesi Beyin Cerrahisi Bölümü’nde, genç cerrahların yetişmesine katkı sağlıyor, hasta görüyor, ameliyatlara giriyor. Ayrıca çok önem verdiği bir kitap çalışması da var. Hocanın mütevazılığı, hiçbir şeyi abartmadan yalın bir şekilde anlatması, çok etkileyiciydi. O, hala insanlığa küçücük de olsa  yarar sağlama derdinde… 70 yıldır tatile gitmemiş, hafta sonu, yılbaşı, bayram demeden çalışmış. Tam 10 bin beyin ameliyatı gerçekleştirmiş.

Türkiye’ye ne zaman geldiniz?
Tam 70 sene önce Türkiye’den ayrıldım. Ve ilk defa 1990 senesinde geldim. 1993’te İsviçre’de emekli oldum. Özel hastanede çalışmayı istemedim. Bütün hayatım Üniversite hastanelerinde geçti. Benim yaşımdaki birisinin Üniversite hastanesinde çalışması, Avrupa’da imkansız, burada da imkansız. Ama ABD tamam dedi. 18 senedir oradaydım. Ocak 2013’e kadar orada çalıştım. Sonra ayrıldım. Şimdi tamamen buraya gelmek üzereyiz. Burada bir takım planlarımız var.

Ne gibi planlarınız var?
Yazacak bir kitabım var. Ameliyatlara girmek istemiyorum artık. Öyle planlarımız var ki ilkokul öğrencileri bile gelsin, beynin yapısını öğensin istiyorum. Beyin damarları nedir, kendisi telden  plastikten yapsın, öğrensin istiyorum. Bunu neden mi istiyorum? Çünkü beynimizin muhtelif uzuvları var. Gözümüz kulağımız, burnumuz, elimiz beynimizin bağları… 10 parmakta, 10 tane göz var. Gözümüz görmese de elimizle dokunduğumuz cisimlerin şeklini bilebiliyoruz. Rengini görmüyoruz, o başka. Duyduğunuz zaman da şekil çıkarabiliyorsunuz. Her hissiyat öbürüne geçebiliyor. İnsan eliyle dokunarak daha iyi öğrenebiliyor.

Ameliyatlara neden girmek istemiyorsunuz?
Giriyorum yapıyorum. İlla benim ameliyat yapmamı isterlerse yaparım. Sıhhi durumum iyidir.

Dışarıda görenler sizi tanıyorlar mı?
Beni tanımıyorlar. Dün akşam bir yere gittim, resmi davetliydik. ‘Siz misiniz Yaşargil’dediler. ‘Benim’ dedim. ‘Hiç öyle gözükmüyorsunuz’ dediler. Dedim ki Yaşargil nasıl görünüyor. Böyle şakalar oluyor.

Hocam siz 88 yaşındasınız, hala ameliyata girebiliyorsunuz. Sağlığınızı neye borçlusunuz?
Düzgün yaşamak mühim. Sabah belli bir saatte kalkmak, belli bir saatte yatmak önemli. Dün bir konsere gittik, büyük bir konserdi. Ama çok yorucu kalabalık, başka bir hava oluyor. Bizim alıştığımız klinik havası değil. Ben çarşı-pazar gittiğimiz yerde bile şaşırıyorum. Çok renkli, çok hareketli, gürültü-patırtı, bağırış-çağırış insanı şaşırtıyor. Bizim havamız sessiz, sedasız. İçkim yoktur, sigara içmem.

“Peygamberimiz, ‘Sofradan Yarı Aç ,Yarı Tok Kalkın’ Demiş.”

Nasıl beslenmek gerekiyor?
Beslenme de ifrata (aşırıya) kaçmamak üzere, ne isterseniz yersiniz. Ama ifrat olmayacak. Düşünün, dikkat edin, doğada yaşayan hayvanlar şişmanlamıyor. Ehli hayvanlarımızı da biz şişmanlatıyoruz. Peygamberimiz ne demiş, sofradan yarı aç, yarı tok kalk. Güzel bir laf. Fazla yemeyeceğiz. Etrafımızda her nevi gıdalar var. Ona dikkat etmek lazım. Bir taraftan da şu anda 7 buçuk milyar insandan, 4 buçuk milyarı yarın ne yiyeceğini bilemiyor. Bunu da hatırlamamız, düşünerek yememiz lazım.

Bir gününüz nasıl geçiyor?
Hemen her gün hastanedeyiz. Akşamları da oturur, okurum.

“Beyin Cerrahisinde, Her Şeyin Başındayız,”

Beyin cerrahisinde dünyanın geldiği yer nedir? Beyinle ilgili neyi biliyoruz?
Sinir sisteminin yapısı, boyutları henüz pek anlaşılmış değil. Her şeyin başlangıcındayız. İnsaniyet 5 bin seneden beri bunun için uğraşıyor. Beyin diğer organlar gibi homojen değil. Çok karışık bir yapısı var. Örneğin; kalp, karaciğer, akciğer, böbrek hepsi aynı miktarda kan alır. Beyinde aynı değil. Sağ ve sol taraf, farklı miktarda kan alıyor. Yapısı bambaşkadır. İçerisinde en az birkaç yüz odacık var. Her odacığın kendine has vazifesi, bağlılıkları, yüz milyar nöron; onların yardımcıları bin milyar, her bir nöronun 15 bin telefonu var. Biz iki telefonu zor kullanıyoruz. Onlar 10 -15 bini kullanıyor. Bu, muazzam bir olaydır.

Beyin ile ilgili bilgiler bu kadar azken beyin ameliyatları nasıl yapılabiliyor?
Hastalar sıkıntıda olduğu için yapılıyor. Ama bilgiler arttı. Anestezi çok iyileşti. Sonra infeksiyon hastalıklarına karşı antibiyotikler ortaya çıktı. Hocalarımızdan, beyne hürmetle, dikkatle, ihtimamla girileceğini öğrendik. 1965’ten bu yana ameliyat mikroskobunu kullandık, bir nevi teleskoptur aslında. Büyütme ihtimali 10-15 defa diyelim. Ortadan giren güzel bir ışığı var. Daha iyi görüyoruz. Mesele; beynin yapısını daha iyi anlayabilme, daha çok yardım edebilmek. (Beyin ameliyatlarında, mikroskobu, ilk defa Gazi Yaşargil’in kullandığını hatırlatalım.)

Beyin cerrahı sayısı yeterli mi?
Dünyada şu anda çok sayıda beyin cerrahı var. Bundan 60-70 sene önce 500 ise şimdi 50-60 bin… Dünya nüfusu da 7 buçuk milyara çıktı, daha da artacak. Türkiye’de 1960’da, başlangıçta 1-2 beyin cerrahı varken, şimdi 1.400’ü bulduk, müthiş bir gelişme bu. Teknik bakımından, teşhis bakımından çok güzel gelişmeler. Aletler de gelişti. ‘Eskiden başım ağrıyor, başım dönüyor’ dendiğinde araştırmak zordu. 1950’den sonra bir takım imkanlar ortaya çıktı. Şimdi alete giriyorsunuz yarım saat sonra ne olduğunu resimlerde görüyorsunuz. Her şey  ortaya çıkmıyor ama kaba şeyleri görebiliyoruz. Şunu söyleyebilirim; Türkiye ile beş kıtadaki memleketleri karşılaştırdığınızda, bir fark yok. Her yerde aynı durumdayız.

Beyin tümörleri, en çok korkulan tümörler arasında. Tümörlerle ilgili neler biliyoruz?
Beyin tümörlerinin yüzde 60 ya da 70’i iyi huyludur. Kafatası içinde, bir de beyin zarından çıkmış tümörler var. Onlar çok defa iyi cins olurlar. Bir de beynin kendi dokusundan çıkmış olanlar var. Onların da yüzde 50’si iyi cinstir. Vaktinde teşhis olursa, güzelce alınırsa, tertemiz çıkar. Diğerlerine de maalesef, her kanserde olduğu gibi  kötü cins diyoruz. Bütün vücuttaki kanserler gibi maalesef tam çaremiz yok. Yüzde 90-95 oranında, hasta uzun yaşayamıyor kötü cinslerde. Ama yüzde 5-10 oranında, hasta anlayamadığımız sebepten uzun yaşayabiliyor. Hatta 10, 20, 30 sene yaşayanını gördük; en kötü teşhisle bu iş nasıl oldu, bilemiyoruz. Demek ki onun direnci  daha kuvvetli. Ama kanserin sebebi bilinmiyor. Bulunamadı. Fakat muazzam araştırmalar var.

“Beyin, Ne Yaman Bir Yapı!”

Böyle mükemmel bir yapı karşısında ne hissediyorsunuz?
Hürmet… Büyük bir hürmet ve çekingenlik. Bir zarar vermeden, bir şey yapmadan… Dokunmuyoruz beyne esasında, hemen ıslak bezlerle örteriz. Ufacık yarıklardan içerisine gireriz. Baskı ile falan değil. Hayatta en büyük mürşit, düzgün ve dürüst beynin çalışması. Ama beyin ne yaman bir yapı. Dünyada 7 buçuk milyar insan varken, bizim beynimizde yüz milyar hücre var. Aralarında ne keratalar var. (Gülüyor)

Ameliyatlarda en önem verdiğiniz şey nedir?
Benim en sevindiğim, hastanın ayılması, onu beklerim. Çıkmam odadan. Gözbebeğine bakacağız; aynı büyüklükte mi, ışığa reaksiyon gösteriyor mu? Uyanıyor mu, uyanmıyor mu? Bakarken ‘dilini göster’ derim, dil göstermek hem anatomik, fizyolojik bir olay hem de sosyal… Tam ayık hasta, dilini göstermeden önce temizliyor. Ondan sonra çıkarıyor. Dil göstermek ayıptır ya! Tuhaflarına gidiyor bazen. Dil göstermek, çok zor bir olaydır. Bütün beyin karışır o işe; tek taraflı değil, çift taraflıdır.

_TMY5493
Siz Hemşire Eşiniz Diana ile ameliyata giriyorsunuz..?
Başka bir hemşire olsa bile, o mutlaka odadadır. Kendimize mahsus bir cerrah dili var. Bazen söylenebiliriz. Bilhassa alet vs. eksik olursa, neden yok diye söyleriz. Acil olması lazım. Burada da hep birlikte ameliyata giriyoruz. Ameliyatlar, hep grup halinde, ekip halinde oluyor.

Çocuklarınız nerede? Kaç torununuz var?
İsviçre’deler. Hiçbiri beyin cerrahı ya da doktor olmadı. Bir kızım edebiyat profesörü, oğlum ise sanatkar. Eserler yaratıyor, resim yapıyor. Bir kızım da hastanede çalışıyor. 6 tane torunumuz var. Bir tanesi avukat oldu, Zürih’te yaşıyor, maşallahı var. Diğeri doktor olmak üzere. Biri lisenin son sınıfında, erkek kardeşleri de beyin cerrahisine gelsin, girsin istedim ama felsefe okumak istedi.

Siz, Yüzyılın Beyin Cerrahı seçildiniz. Neler söyleyeceksiniz?
Beynin, muhtelif odacıklardan meydana geldiğini ve her bölümün başka bir yapısı olduğunu ortaya koydum. Tümörler vücudumuzda başka yere sıçrıyor ama beyinde olduğu yerde kalıyor, sıçramadığını ispatladım. Pek farkına varılmıyor ama yavaş yavaş anlaşılacak, bilen insanlar farkına vardılar. Bunun ehemmiyetinden dolayı beni, geçen asrın ikinci yarısında, ‘Yüzyılın Beyin Cerrahı’ seçtiler.

Can Yücel size ‘Beynin Piri Reis’i demişti..?
Dünya nasıl araştırılıp, keşfedildiyse ben de beyni öyle araştırdım. O nedenle söylemiştir. Can ile biz 1940 senesinde, klasik şubede buluştuk. Eskiden lisede literatür, fen, bir de klasik vardı. Bize dendi ki; siz Latince öğreneceksiniz, Yunanca öğreneceksiniz. Avrupa’ya giderseniz, oradaki üniversite mutlaka Latince de ister. Hakikaten öyle oldu. Ben 3 sene Latince öğrendim. O sınıfa girdim. O sınıfta Can da vardı. Biz küçük bir gruptuk. Can o zaman tahmin edemeyeceğiniz kadar ufacıktı. Çok narin bir yapısı vardı. Onlar ikizdi, ikizi de Canan’dır. Bize hiç söylemedi şiir yazdığını. Bizim sınıfta, sözde başka şiir yazanlar vardı. O, ağzını açıp şiir yazdığını söylemek istemezdi. Bir hafta önce Canan da öldü.

 

_TMY5371

“70 Senedir İlk Defa Tatil Yaptım.”

Tüm bunları yaparken dinlenmeye, eğlenmeye vaktiniz oldu mu?
Hem kendi halkımı, hem de dünya halkını düşünürüm her an. Herkesin dahi iyi yaşaması, sıkıntılardan kurtulması için nasıl yardım edebilirim düşüncesi, içimde hep kurttu. Dinlenmeye vaktimiz oldu ama eğlenceye kendimi veremedim. Devamlı  hastanelerde  çalıştım, eserler verdik. Benim hafta sonum, yılbaşım, tatilim hiç olmadı. İlk defa inanın bana 70 sene sonra Antalya’da kongrede kaldık ya, kongreden sonra 6 günde orada kaldım.

Nasıl hissettiniz?
Tuhafıma gitti, hoşlanmadım.

Yapmak isteyip de yapamadığınız şeyler var mı?
Mesela daha büyük bir keşif yapayım da büyük bir para ile memlekete döneyim isterdim. Onu yapamadım. İyi çalıştık ama benim para ile pek kabiliyetim yok.

Hiçbir şeyiniz yok mu?
Birazcık var. O da bir şey değil. Hiç utanmadan söyleyebilirim. Diyorlar ki Amerika’ya zengin olmaya gitti. Bana orada, senede 200 bin dolar verildi. 200 bin doların 80 bini, vergiye gidiyor. 120 bin ile yaşıyoruz, yetiyor. Büyük sıçrama değil ama yetiyor.

Çok para kazanmak isterdim dediniz, neden?
Parayı kendim için değil; buraya gelip yardımda bulunabilmek için isterdim.

Hastane mi açmak isterdiniz?
Onun gibi bir şey… Mesela laboratuvar açayım, gençleri yetiştireyim isterdim. Bunu çok düşündüm.

Şu anda böyle bir şey ister misiniz?
İstiyoruz ama ortada böyle bir şey yok. Bugün 18 hasta gördük, böyle gidiyor. O da bir alışkanlık oluyor. Başkasının derdini almak ona yardım edebilmek, çözüm getirebilmek o da bir oyun oluyor. Kimisi satranç oynuyor. Benim oynamaya vaktim olmadı.

Sizin burada olduğunuzu kimse bilmiyor, bilinmesini istemiyor musunuz?
Hayır efendim, katiyetle değil! Eskiden her gelişimde, gazeteciler havaalanında olurdu. Yazarlardı ‘Yaşargil geldi’ diye.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Hepinize sağlık dilerim. Ben artık  buradayım. Kalbim hep buradaydı zaten, kafam da buradaydı. Hele sabredin bir şeyler yapmaya çalışacağız.

GAZİ YAŞARGİL HAKKINDA NE DEDİLER

Prof. Dr. Cengiz Kuday: “Yalnız tıbbi olarak değil, meslekteki başarıları ile değil bir filozof olarak muhteşem bir insan. Ben onu Leonardo Da Vinci’ye benzetiyorum. Leonardo Da Vinci hem sanatkardır, hem bilim adamıdır, hem yazardır, güzel sanatlardan başka bilim dallarında da büyüktür. En güzel beyni de o tarif etmiştir; ‘Tanrı’nın bir mucizesi’ diye…”

Bill Clinton: “Binlerce kişinin yaşamını kurtardınız, dünyanın dört bir yanındaki insanlara umut verdiniz, yardım elinizi uzattınız. Cerrahi teknoloji ve araçları alanında gerçekleştiğiniz büyük ilerlemeler, nöroşirürjide yepyeni çığır açtı.”

Prof. Anton Valavanis: “Prof.  Yaşargil’in Zürih’te çalıştığı süre boyunca, dünyanın her yerinden derdine çare arayan hastaların ve bilgilerini artırmak isteyen konuk hekimlerin akınına uğrayan Zürih Üniversite Hastanesi, beyin cerrahisinin Mekke’si olmuştur.”

Süleyman Demirel: “Neurosurgery mecmuasının kapağında ‘Man of the Century 1950-1999 M.Gazi Yaşargil’ resmini ve ismini görmekten duyduğum ölçülmez sevinç ve gururu bize yaşattığınız için pek çok teşekkürler. Milletimiz sizinle övünmektedir.”